<body> Lost In Beauty-

Hakkımda

Avril Lavigne

Son Yazılar

Mrb
Cıxx !
ŞabLon
(:
SLm

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

cansu1997
bemkss
kediseverler
defnegirl
lolitakiz
magicalwinxbloom
avrilcilar
koddunyasi1
sugirl94
baharatdankodlar
hepsicemreye
cemredelisigulden
iremyasar
burqi1994
avrilsln
68axarayattack
ilaydasu
rockmelegi46
thbillgisem
ezikpopayrimiyok
kardelenhsm
nazkizleherseyyy
hepsimmelegimgulcinim
balhatun96
jojolar
blueangel96
avrilimpelinim
magiawinxworld
hepsininyildizlari
winxsimmelegimstellam
destinakizz
happydeniz
barbivebratz
emogrilceren
winxmiusavestella
murat500
kujuu
happyleylos
asimelekseyma
muzik555
ashleykiz
avrilrock
rockpunkemo
starsnnr
thierryhenry12
alaraworld
qisemlehersey
lovelygirls
clubpenguin01
xozlemindunyasix
hilarysfan
alavignee
avrilavignetr
avrilgirl
irosh42
bloomstellazeynep
destinaylahersey
iloshgirl
rapciiz
nehirilehersey
rockmeleqii
avrilcifan
seliningunlugu
harikalardiyarim96
emrerock
rockavrilrock
ssnstar
punkrockirem
avrilmmrockpunk
sag0rap
avrilgirll
vanessamelinda
Sheqer_Tubss ...
seydanurkiz
blomwinx
happyamylee

10/3/2009 - Önemli..

Kategori: Hikayeler
Hala sizinleyse!!!

1 yasinizdayken sizi elleriyle besledi ve yikadi. Butun gece aglayip onu uyutmayarak tesekkur ettiniz.

2 yasinizdayken size yurumeyi ogretti. Size seslendiginde odadan kacarak tesekkur ettiniz.

3 yasinizdayken size ozenle yemekler hazirladi. Tabaginizi masanin altina dokerek tesekkur ettiniz.

4 yasinizdayken elinize reng�renk kalemler tutusturdu. Evin butun duvarlarina resim yaparak tesekkur ettiniz.

5 yasinizdayken sizi cici kiyafetlerle susledi. Gordugunuz ilk camur birikintisine atlayarak tesekkur ettiniz.

6 yasinizdayken okula kadar sizinle yurudu. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye aglayarak tesekkur ettiniz.

7 yasinizdayken size bir top hediye etti. Komsunun camini kirarak tesekkur ettiniz.

9 yasinizdayken size dualar ogretti, siz her seferinde unutarak tesekkur ettiniz.

11 yasinizdayken sizi arkadasinizla sinemaya goturdu 'Sen bizimle oturma' diyerek tesekkur ettiniz.

12 yasinizdayken zararli TV programlarini seyretmenizi istemedi. O evde degilken hepsini izleyerek tesekkur ettiniz.

19 yasinizdayken okul masraflarinizi karsiladi, sizi arabayla kampusa goturdu ve esyalarinizi tasidi.

Arkadaslariniz alay etmesin diye kampus kapisinda vedalasarak tesekkur ettiniz.

21 yasinizdayken is hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacagim' diyerek tesekkur ettiniz.

22 yasinizdayken kep giyme toreninizde size gururla sarildi. Avrupa seyahati icin para isteyerek tesekkur ettiniz.

25 yasinizdayken dugun masraflarinizi karsiladi, sizin icin hem mutlu oldu hem cok duygulandi. Siz dunyanin bir ucuna tasinarak tesekkur ettiniz.

30 yasinizdayken bebek bakimi hakkinda size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yontemleri birak' diyerek tesekkur ettiniz.

40 yasinizdayken sizi arayip bir akrabanizin dogum gununu hatirlatti. 'Anne isim basimdan askin' diyerek tesekkur ettiniz.

50 yasinizdayken o cok hastalandi, hafta sonunda onu gormeye gittiginizde mutlu oldu.
Ona yaslilarin cocuk gibi nazli oldugunu soyleyerek tesekkur ettiniz.

Derken bir gun..... o oldu.
O gune kadar onun icin yapmadiginiz ne varsa, o anda kalbinize bir yildirim gibi dustu....

VE BIR HIKAYE:

'Evin telefonu sabaha karsi uc bucukta caldi. Uyku sersemi adam telefonu acti.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaslandi, korktu baslarina bir sey mi gelmisti?
Annesi 'nasilsin oglum iyi misin?' diye sordu.
Oglu saskin bir ifadeyle 'iyiyim anne hayirdir bir sey mi oldu siz iyi
misiniz?' dedi.
Annesi 'biz iyiyiz bir seyimiz yok sadece sesini duymak istedim' dedi.
Oglu da 'anne bunun icin mi aradin saat sabahin ucbucugu yarinda
konusabilirdik' diyince annesi de 'rahatsiz mi ettim oglum?' dedi.

Oglu 'evet anne rahatsiz ettin' diyince annesi

'30 sene once sen de beni bu
saate rahatsiz etmistin, dogum gunun kutlu olsun'

EGER HALA SIZINLEYSE, SIMDI ONU HER ZAMANKINDEN DAHA COK SEVIN....
UNUTULMAMAK DILEGIYLE..

By..qizoSh..
1 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/12/2008 - Hikaye

Kategori: Hikayeler
Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.


Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşır mısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.


Kadın gülümsedi


'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'


'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'


'Anıtkabir'e'


'Anıtkabir'e mi?


'Evet'


'Tamam teyzeciğim'


'Yaş kaç teyzeciğim?'


'Seksen sekiz'


'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'


'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'


'Haklısın teyzecim'


Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.


O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi


'Hayır'


'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'


'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'


'Ee o zaman'


'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'


Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.


Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde


'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.


'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'


'Her ay geliyormusun?'


'Evet'


Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi.


Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.


Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.


'Nereye gidiyoruz?'


'Bankaya'


Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.


'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'


'Sor bakalım evladım'


'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'


'Uzun hikaye evladım'


'Olsun be teyze anlat ne olur'


'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'


'Sen ne dedin peki?'


'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'


'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'


'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'


'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'


'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'


'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'


'Evet'


'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'


'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'


'Osman teyzeciğim'


'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'


'Tamam teyzeciğim'


Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.


'Hoş geldin Hakim Teyze'


'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'


'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'


'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'


'Nereye gidiyoruz?'


'Seyranbağlarına'


'Tabii'


'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'


'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'


'Ne iş yapardı amca?'


'Subaydı.'


'Ne zaman vefat etti?'


1952'de


'Çok olmuş.Gençmiş'


'Kore savaşında şehit oldu.'


'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'


' Sağol'


'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'


'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'


'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'


'Yok bekle burada'


Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.


Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.


Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.



Araba hareket etti.


'Nereye Hakim Teyze?'


'Hemen iki sokak öteye'


Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.


'Bekle beni'


'Tabii Hakim Teyze'


Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.


'İyi misin Hakim Teyze'


'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'


'Nereye gidiyoruz?'


'Cebeci Asri Mezarlığına'


'Tamam'


'Teyze nerelisin sen?'


'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'


'Sonra ne oldu?'


'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'


'Çocuğunuz var mı?'


'Bir kızım bir oğlum vardı.'


'Neredeler şimdi?'


'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'


'Ne güzel'


'1978'de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'


'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'


'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'


'Amin. Ya kızın?'


'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1980de depremde hepsi vefat ettiler.'


'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'


'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'


'Geldik Teyze'


'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'


'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'


'Yok beni alacaklar buradan'


'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'


'Çocukların var mı?'


'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.


'Adları nedir?'


'Kemal ve Ayşe'


'Oğlumun adı da Kemaldi.'


Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..


'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'


Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.


Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.


'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'


Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı.
Ay çok duygulandım...ÜzgünLütfen okuyun...!:( :(
Byy..qizoSh..
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

6/12/2008 - :)

Kategori: Hikayeler
Bir zamanlar dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış.

Bir gün Tanrı'ya sormuş;
"Tanrım, beni yarın dünyaya göndereceğini söylediler.
Fakat, ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?"

"Tüm meleklerin arasında senin için bir tanesini seçtim, O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak. Meleğin sana hergün şarkı söyleyecek ve gülümseyecek. Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."
"Peki, insanlar bana birşey söylediklerinde, dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?"



"Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek.

Sana konuşmayı, dikkatle ve sevgi ile öğretecek."

"Peki, ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"

"Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek."

"Dünyada kötüler olduğunu da duydum.
Beni onlardan kim koruyacak?"

"Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."

"Fakat, ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm."

"Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve ulaşmanın yolunu öğretecek."

O sırada cennette bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır.
Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar;

"Şimdi gitmek üzere isem, benim Meleğimin adı ne?"

"Meleğinin adının önemi yok yavrum. Sen onu, ANNE diye çağıracaksın."
0star0'dan alıntıdırr......!!!
Ben çok beendim..Ya siz??
By..qizoSh..
2 YorumYorum yaz!Bağlantı

2/12/2008 - hehe

Kategori: Hikayeler

ANNE BABALARIN SAÇLARI NEDEN BEYAZLAR
Mahçup

Büyük şirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili önemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar mühendislerinden birinin evine telefon etmesi gerekir.

Adamın evine telefon eder ve karşı taraftan fısıldayan bir çocuk sesi "Alo" der.

Patron sorar "Baban evde mi?"

Çocuk fısıldayarak cevap verir "Evet"

Patron sorar "Onunla konuşabilirmiyim?"

Çocuk fısıldayarak cevap verir "Hayır"

Patron şaşırarak "Peki annen evde mi?"

Çocuk fısıldayarak "Evet"

Patron , "Peki onunla konuşabilirmiyim?"

Çocuk yine fısıldayarak "Hayır"

Patron çocuğun cevapları karşısında şaşırır ve en iyisinin bir büyükle konuşmak olacağını düşünerek sorar,

"Orada başka kimse var mı?"

"Evet" der çocuk fısıldayarak , "Bir polis memuru var"

Mühendislerinden birinin evinde polisin ne işi olduğuna anlam veremeyen adam sorar

"Memur beyle konuşabilir miyim?"

"Hayır" der ufaklık, "Şu anda meşgul"

İyice meraklanan patron: "Neyle meşgul?"

Çocuk fısıldayarak cevaplar: " Annemle babamla ve itfaiyeci amcalarla konuşuyor"

Meraklanan ve endişelenen patron , telefondan gittikçe artan bir gürültü duyar "Bu ses de ne? Diye sorar.

"Bir helikopter" der çocuk, hala fısıldayarak.

Panikleyen patron: "Neler oluyor orada" diye sorar

Çocuk hala fısıldayarak: "Arama kurtarma timi geldi"

Patron endişeli ve neler olduğunu bilmemenin kızgınlığı içinde: "İyide neyi arıyorlar"

Küçük çocuk hala fısıldayarak ve kıkırdayarak cevap verir "Beniiiii"

Süpermiş yaa..Valla çok beendim..Beenenlerin yorumlarını bekliyorum..!
!!!..............0Star0'dan alıntıdır.........!!!
By..qizoSh..

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

1/12/2008 - :'(

Kategori: Hikayeler
Size bir hikaye..Bence süper.Görenler vardır belki ama görmeyenler için koyuyorum..Yorumlarınzıı eksik etmeyin lütfen:)
Bir sevgilinin ölüme giderken sevdiğinden duymak istedikleri
Bir kız ve bir delikanlı, bir motosikletin üzerinde 180 Km hızla
gidiyorlar ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor;

-Kız : Lütfen yavaşla, ben korkuyorum
-Delikanlı : Hayır, bak ne kadar eğlenceli
-Kız : Lütfen, lütfen, çok korkuyorum
-Delikanlı : Peki, beni sevdiğini söyle
-Kız : Seni çok seviyorum, lütfen yavaşla
-Delikanlı : Şimdi de bana sıkıca sarıl
Kız delikanlıya sıkıca sarılır
-Delikanlı : Şapkamı alıp, kendine takar mısın? Başımı çok sıktı..

Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber çıktı:

MOTORSİKLET KAZASI ;

Motorsiklet, fren arızası nedeniyle, bir binaya çarptı. Üzerindeki 2
kişiden sadece biri kurtuldu.

Gerçek ise şöyleydi; Yolun yarısında, delikanlı frenlerin bozulduğunu
anlamış ama bunu kıza belli etmek istememişti.

Bunun yerine, kızdan kendisini sevdiğini söylemesini istemiş ve
kendisine son defa sarılmasını istemişti.

Sonra da kendi ölümü pahasına, kızın başlığı takmasını ve hayatta
kalmasını sağlamıştı.....
By..qizoSh..
1 YorumYorum yaz!Bağlantı

29/11/2008 - Hikaye

Kategori: Hikayeler
Busraanqel!Yorumların için teşekkür ederim bitanesin şekerim:):)
Busraanqel bana sizinn yapmadığınız bir şeyi yapmışş:)8 tane yorum
yazmışş:):)Saol canım..Vaktim oldukça blogunu gezip ben de sana
yazıcamm=)Bana mail olarak gelmiş..Gökçe'den yani angelogirl'den..
Çok güzel bir hikaye diye göndermiş..Gerçekten öyle ben de çok
beğenndim ve herkesin görmesini istedim.Buyrn..

1982 yılı Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi 2.sınıf öğrencileri yüksek matematik dersinin hocasını bekliyor.       

  Sınıf, öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken, sert görünümlü hoca kapıda beliriyor, içeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor.

  Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor. “Bakın” diyor. “Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey.”

  Sonra (1) in yanına bir (0) koyuyor: “Bu, başarıdır.Başarılı bir kişilik (1) i (10) yapar. ”Bir (0) daha  “Bu,tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz.” Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor: Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her yeni (0) ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca...       

  Sonra eline silgiyi alıp en baştaki (1) i siliyor. Geriye bir sürü sıfır kalıyor.

  Ve hoca yorumunu patlatıyor: “Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiçtir.”

  Sınıf, mesajı alıp sessizliğe gömülüyor.
By..qizoSh..
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

22/11/2008 - =)

Kategori: Hikayeler
Bugünkü 6 yazım oluyor..Sizsizliğe dayanamıyorum=)=)
Hep paylaşım yapasım geliyor=)
İşte size süper bir hikaye xDÇok güzel bnce...

Çirkin Postacı
Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da
evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir ışık
bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde
daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum. Hayretle baktım
üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım...

"Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin
sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım
veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!..."

Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu?
Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı?
Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da deliler gibi
ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı
her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün kafam karıştı.
Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu, hem de
yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün
posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim...
Yazı aynıydı, odama girip okumaya başladım mektubu.

Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup.
Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve
susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı...
Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla...
Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım..."
Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı...

Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına ait not vardı
ve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken
kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun
bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız olmadığımı,
kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime
giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu.
Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım.
Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacağım!...
Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum.
Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda geçti.
O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde
karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu?
Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım.
O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti.
Bundan emin olduğum için de, yazılarında anlattıklarından çok
nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline
aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana,
onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey...

O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların
en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum
kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm.
Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı, eli henüz
havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım... Aman Allahım,
bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını
eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum şimdi...
Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca
güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi taşımıştı? O öptüğüm,
kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın üzerine koyduğum
mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli değmişti?
Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma
bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum.
Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya.
Odama girdim, eski mektuplarıma baktım. Biliyordum, onlar benim
en zor günlerimle bugünüm arasında köprü olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum!

Ertesi gün iş dönüşü baktım ki, kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var!
Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte.
Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım...
Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana.
Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım...
Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum.
Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını geçiyordu. Tereddüt
bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubu aldım.

Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak göğsüme bastırmış
ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim.
Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim,
bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim
yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu...

Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu;
"Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını
bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak.
Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşçakal!

Çirkin Postacı..."

Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma,
hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların,rujların ve diğer
karışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda;
"Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma koydum.

Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda,
aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor...
Umarım beğenir ve yorum yazarsınız=)
Biraz da paylaşım..Bugün yorum manyağı olmam gerekiyordu:(







By..qizoSh..

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Get your own Chat Box! Go Large!